Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Xezal DOĞAN ÇELEBİ
Xezal DOĞAN ÇELEBİ

HAKİKATIN GÖLGESİNDE İNSAN..

İnsanlık tarihi yalnızca teknolojik ilerlemenin hikâyesi değildir; aynı zamanda düşünce, vicdan ve “kendini bilme” sancısıyla verilen uzun bir mücadelenin adıdır. Modern dünyanın ışıltılı yapıları ve uzay teknolojileri, zihinlerdeki karanlık çekirdek inançları örtmeye yetmiyor. Çünkü bir toplumun gerçek gelişmişliği, inşa ettiği gökdelenlerle değil; farklı fikirlere tahammül edebilme gücüyle ölçülür.

Tarih boyunca, düşünceyi bastırmanın bedeli ağır olmuştur. Düşünceye zincir vurmak, toplumu bir arada tutan ruhu hapsetmek demektir. Bir insanı fikrinden dolayı dışlamak, yalnızca o kişiye değil; o fikrin yeşerdiği toprağa, yani ülkeye zarar verir. Çünkü ülke, sadece üzerinde yaşanan bir coğrafya değil; aynı zamanda özgürce nefes alınan bir fikirdir. Hakikatin susturulduğu yerde cehalet büyür. İslam geleneğinde “cehalet”, yalnızca bilgisizlik anlamına gelmez; bilginin davranışa dönüşmemesi hâlidir. Bu bağlamda ilim, bilmek; irfan ise bildiğini yaşayabilmektir. Ahlak, adalet ve merhamet, ancak yaşandığında anlam kazanır.

Bugün insanlık büyük şehirler kuruyor, ileri teknolojiler geliştiriyor; ancak tek bir sözle yıkıma sürüklenebiliyor. Bunun sebebi zekâ eksikliği değil, çocukluktan itibaren zihne yerleşen “çekirdek inançlar”dır: “Biz haklıyız, onlar düşman”, “Güçlü olmak için ezmek gerekir”, “Lider ne derse doğrudur.” Bu kalıplar sorgulanmadıkça insan, düşünen bir birey değil; yönlendirilen bir kalabalığın parçası hâline gelir. Gerçek savaşlar meydanlarda değil, zihinlerde başlar. Gerçek liderlik ise insanları çatışmaya sürüklemek değil, zihinlerdeki önyargı duvarlarını yıkabilmektir.

Toplumda en yıkıcı tutumlardan biri, hatalarının sorumluluğunu almayan “kurban psikolojisi”dir. Manipülasyon yapan, iftira atan ya da liyakati engelleyen kişiler, sonuçlar olumsuz olduğunda kolayca mağdur rolüne sığınır. Oysa özgüvenli birey, başkalarına üstünlük kurmaya çalışmaz; kendi karakterine sadık kalır. Hayat bir masa gibidir. Doğru insanlar, sizi zorlamadan o masada yer açar. Eğer bir yerde var olabilmek için sürekli kendinizi küçültmek zorunda kalıyorsanız, sorun çoğu zaman masada değil; kendinize dair inançlarınızdadır.

Geçmişin bilgeleri, modern insanın krizlerine hâlâ ışık tutmaktadır. İçsel disiplin; dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi vicdanına kulak verebilme becerisidir. Övgü ile yergiyi aynı sükûnetle karşılayabilmek, insanı özgürleştirir. Gerçek bilgi, yalnızca öğrenmek değil; sabır, şükür ve dengeyi hayatın parçası hâline getirebilmektir. Sonuç: Karakterin Dik Duruşu. İnsan, çoğu zaman başkalarını küçümseyerek kendini yüceltmeye çalışır; ancak aynı anda o küçümsediği kişilerin onayını arar. Bu çelişki, ruhsal zayıflığın göstergesidir.

Gerçek üstünlük; kimseyi aşağı görmekte ya da birine yaranmakta değildir. Gerçek üstünlük, kendi karakterine ve hakikate sadık kalabilmektir. Kimseyle yarışmayan, kendi değerleriyle var olan insan; dış koşullardan bağımsız bir güç kazanır. Unutulmamalıdır ki ülke sevmek sadece onu korumak değil; o sınırlar içinde özgür düşünebilen, dürüst ve ahlaklı bireyler yetiştirebilmektir. Asıl inşa edilmesi gereken, binalar değil; karakterdir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER