Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Xezal DOĞAN ÇELEBİ
Xezal DOĞAN ÇELEBİ

“Erkeksin Ya… Ama İnsan Olabildin mi?”

Toplumda sıkça duyduğumuz bir söz vardır: “Erkeksin ya…” Bu söz çoğu zaman bir ayrıcalığın, hatta bazen bir sorumsuzluğun kılıfı haline getirilir. Erkek olmak, sanki her şeye hak sahibi olmakmış gibi sunulur. “Güç bende, kas bende” diyerek övünenler olur; gönlünü eğlendirmeyi, kadınları sevmeyi bir başarı gibi anlatanlar da…

Ama garip bir çelişki vardır. Bir kadın bir erkeği sevdiğini söylediğinde, onunla evlenmek istediğinde; aynı erkek o kadını “basit” diye küçümseyebilir. Sonra da bunu bir marifet gibi anlatır. Oysa insan kendine şu soruyu sormaz mı? Ben birçok kadını sevdim, evlenmek istedim. Hiçbir kadın beni “basit” diye aşağılamadı. Peki neden bir kadının sevgisi küçümsenir? Çünkü mesele çoğu zaman sevgi değildir. Mesele eşitliktir.

Kadının erkekle eşit haklara sahip olmasını içine sindiremeyen bir zihniyet vardır. Bu zihniyet kadını hem düşüncede hem günlük yaşamda ikinci planda tutmaya çalışır. Bazen entelektüel görünmek için kadın hakları savunulur, eşitlikten söz edilir. Ama iş kendi hayatına gelince kadının özgürlüğü rahatsız edici bulunur. Çünkü kadın gerçekten bilinçlenirse, erkek de gerçekten insan gibi yaşamak zorunda kalacaktır. Asıl korku budur.

Aslında bu yalnızca kadın meselesi değildir; bu, insanlığın meselesidir. İnsanoğlu tarih boyunca mükemmeli aradı. Sevgiyi, merhameti, şefkati, sadakati, güveni, doğruluğu… Aradı, ama çoğu zaman bulamadı. Çünkü ilişkiler menfaat üzerine kurulduğunda, sonu genellikle kazıklamak ya da kazıklanmak olur. Hepimiz bunun böyle olmaması gerektiğini söyleriz. Ama yaşanan hayat çoğu zaman insanın onuruna ve insanlığına yakışır bir hayat olmaz.

Bataklığın içinde gül olur mu? Bir gülle bahar gelir mi? Bu sorulara cevap ararken asıl soruyu çoğu zaman sormayız: İnsanoğlu neden kendi insanlığına yakışanı yapmaz? Neden vicdanını, inancını ve değerlerini bireysel menfaatleri uğruna satar?

Oysa toplumun gerçek ölçüsü, kadına bakışında gizlidir. Kadın sadece sevilen ya da sahip olunan bir varlık değildir. Kadın, erkeğe insanlık kazandırabilecek bir güçtür. Kadın bastırıldıkça toplum küçülür. Kadın büyüdükçe erkek de büyümek zorunda kalır.

Oysa İslam zorbalık dini değildir. İslam; adaletin, merhametin ve kolaylığın dinidir. Peygamber Efendimiz döneminde kadın hayatın içindeydi; diri ve söz sahibiydi. Bir kadına “Ölsen de bunu yapacaksın” demek din değil, zulümdür. Müslüman erkek, yanında rahmet olmalıdır; bela değil. Gerçek Müslüman erkek; gücünü kadına karşı değil, adalet için kullanandır. Kadını susturarak değil, dinleyerek büyüyendir.

Bugün eşit insan haklarının önündeki en büyük engellerden biri, maalesef “okumuş cahil” zihniyettir. Oysa kadınların eşit haklara sahip olması yalnızca kadınlar için değil; erkeklerin de bilinçlenmesi, çocukların da daha adil bir dünyada büyümesi demektir. Çünkü adil bir toplum, kadın ve erkeğin birlikte insanlaşmasıyla mümkündür.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER