Meslekte yarım asırı aşkın bir süreyi geride bırakırken, binlerce habere, söyleşiye ve yoruma imza attım. Açıkça itiraf etmeliyim ki, en büyük söyleşiyi ya dalgınlıktan, ya yoğunluktan, ya da ihmalden atlamışım.. Şimdi fırsat buldum bu söyleşiyi gerçekleştiriyorum. Karşımda, çeşitli medeniyetlere beşiklik yapmış, sahabelerin yattığı kadim kent Diyarbakır duruyor. Ve kendisiyle söyleşimize start veriyorum.
Öncelikle kendisini bize tanıtarak, söyleşiye başlamayı istediğimi yöneltiyorum. “Sen kimsin, neyin nesisin, derdin ne?” diye soruyorum. Derin bir ‘Ah’ çekerek başlıyor anlatmaya:
“Benim adım Diyarbakır. Diyarbekir de, Amed de diyebilirsiniz. Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde yer alıyorum. Tarihim çok eskilere dayanır. Çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yaptım. Topraklarımda 7 peygamber ile 27 sahabe yatıyor. Tüm bunlara rağmen ne yazık ki kadim şehir olarak hak ettiğimiz yerde değiliz.”
-Ne oldu, niye hak ettiğin yerde değilsin?
“Daha ne olsun. Şehir olarak hizmetlerden yeterince nasiplenmedim. Yıllarca her konuda ihmal edildim. Cadde ve sokaklarım yeni yeni düzene kavuşuyor. Kaldırımlar yine işgal atında. Kahvehanelerin ve dönercilerin işgali sürerken, yetkililer bu duruma adeta seyirci kalıyor. Altyapı çalışmalarının hızlandırılması gerekir. Ayrıca kalıcı hizmetlerin gerçekleştirilmesine acilen ihtiyaç var. Mesela, hafif raylı sistem bunlardan biri. Kent içi ulaşımda sıkıntılar her geçen gün artıyor. Önlem alınması lazım.”
-Eğitim ve sağlıkta sorun var mı?
“Olmaz olur mu. Yeni yerleşim birimlerinde okul ve sağlık merkezleri yetersiz. Okul önlerinde öğrencilere yönelik önlemler artırılmalıdır. Özellikle geri kalmış semtlerde hizmet atağı başlatılmalı ve güvenlik önlemleri üst seviyeye çıkarılmalıdır.”
-STK’lardan beklentin var mı?
“Ben Diyarbakır olarak STK temsilcilerinden umduğumu almış değilim. STK temsilcileri, artık ileriyi görmeli, geleceğe yönelik yatırımlar yapmalıdır. Kafaları kumdan çıkarmanın zamanıdır. Tarımda, sanayide ve endüstride atak yapmak gerekir. Yerli yatırımcılara bu konuda büyük görevler düşüyor. STK’lar öncülük yaparak, yatırımcıyı bölgeye çekmelidir.”
-Son olarak ne söylemek istersiniz?
“Doğrusunu söylemek gerekirse, gırtlağa kadar dolmuştum. Beni açtırdınız, biraz rahatladım. Siz de beni ihmal etmeyin. Zaman zaman böyle fırsatlar verin bana. Daha söyleyecek çok şey var. Ama şimdilik bu kadarıyla yetinelim. Başka söyleşilerde buluşmak üzere teşekkürlerimi sunarım.”
İşte; ‘taşı kara, bahtı kara’ diye tanımlanan Diyarbakır’ın dilinden dökülenler bunlar. Biz de fırsat buldukça kendisiyle söyleşilerimizi sürdüreceğiz.

YORUMLAR