Diyarbakır’ın Bağlar ve Sur ilçelerinden yükselen “sokak köpeği isyanı” aslında bir güvenlik tartışması değil; bir yönetim krizidir. Bu mesele ne yalnızca hayvan sevgisiyle ne de yalnızca asayiş refleksiyle çözülebilir. Çünkü ortada duygusal değil, yapısal bir sorun vardır. Bir can kaybı ihtimali üzerinden konuşuyor olmamız bile geç kalındığını göstermektedir. Bu düğüm her gün biraz daha sıkılaşmaktadır.
Isırık vakaları, kuduz aşıları, cerrahi müdahaleler… Bunlar sadece sağlık verisi değildir; kamu bütçesinin görünmeyen yüküdür. Aşı maliyetleri artarken, kısırlaştırma oranı bilimsel eşik olan yüzde 70’in çok altında kalmaktadır. Yüzde 8,5’lik oran, krizin matematiksel olarak büyüdüğünü göstermektedir. Popülasyon kontrolü yapılmadığında maliyet artar. Maliyet arttıkça kriz büyür. Ama asıl kayıp para değildir.
Okula korkarak giden çocuk, akşam yürüyüşüne çıkamayan yaşlı, müşterisini kaybeden esnaf… Bunlar ekonomik değil; sosyal güven kaybıdır. Oğlaklı TOKİ gibi yeni yerleşim alanlarında sürüleşme davranışı artıyorsa, bu yalnızca hayvan meselesi değildir. Bu planlama eksikliğidir. Sokak köpekleri tartışması iki uç arasında sıkışmış durumda: güvenlik ve merhamet.
Oysa davranış bilimi açık konuşur: Kontrolsüz üreme + düzensiz besleme + stres = sürüleşme. Sürüleşme + alan koruma = riskli temas artışı. Bu vahşilik değil, biyolojidir. Ama biyolojiyi anlamak, insan güvenliğini görmezden gelmek değildir. Gerçek merhamet, kontrolsüz çoğalmaya göz yummak değil; sistemi kurmaktır. Bir şehirde çocuklar oyun alanlarını terk ediyorsa, mesele ideolojik değildir. Toplum ikiye bölünmemeli. Çünkü ne güvenlik vicdana karşıdır ne de vicdan güvenliğe.
5199 sayılı Kanun niyet olarak güçlüdür. Ancak uygulama kapasitesi zayıftır. “Yerinde yaşatma” ilkesi, yoğun popülasyon karşısında tek başına çözüm üretmemektedir. Sorun şurada:
– Kısırlaştırma oranı yetersiz
– Veri tabanı zayıf
– Kurumsal koordinasyon eksik
– Barınak kapasitesi sınırlı
– Sahipli hayvan denetimi yetersiz
– Atık yönetimi plansız
Kent büyüyor ama sistem büyümüyor. Bu kriz hayvanlardan değil; ihmalden besleniyor. Sokaktaki köpekler bu krizin faili değil; sonucudur. Ama insan güvenliği de pazarlık konusu değildir. Çözüm nettir:
– Zorunlu ve yaygın kısırlaştırma
– Dijital popülasyon takip sistemi
– Kontrollü besleme alanları
– Modern ve şeffaf rehabilitasyon merkezleri
– Sahipli hayvanlara sıkı denetim
– Merkezi ve yerel yönetim arasında güçlü koordinasyon
Merhamet ile güvenlik aynı masada oturabilir. Yeter ki şehir yönetilmeyi bilsin. Sokaklar kimsenin korku alanı olmamalı. Ne insan için, ne hayvan için. Düğüm ideolojik sloganlarla değil, bilimle çözülür. Diyarbakır isterse bu konuda model olabilir. Ve unutmayalım: Bir şehir ya korkuyla yönetilir ya akılla. Diyarbakır aklı seçmek zorunda.

YORUMLAR